KATEGORİLER

 

Ahmed Yesevi Kategorisi

Bu dünyada yaratılan tüm mahluklara
Şimdi bildim dirilik hemen olmaz imiş
Bu ölümün şerbetidir bu acı şerbet
İnsanlar içmeden ondan kanmaz imiş

Yola ayak koysan dostlar azık alıp
Ecel gelse fayda kılmaz sakal yolup
Bu dünyanın mallarını hasıl kılıp
Rüşvet versen Melekül mevt almaz imiş

Kervan eğer göçer olsa azık alır
Azıksızın yola giren yolda kalır
Kar ve zarar olduğunu o zaman bilir
Yükün yükleyip yola giren kalmaz imiş

Yükün yükleyip yola giren merdan olur
Kılavuzsuz bu yola giren hayran olur
Yol rehberi yolu gören kervan olur
Yol görmeden kervan ayak koymaz imiş

Ecel gelse fayda kılmaz sakal yolsan
Sağa sola canını parça parça versen
Dünya için azizi ömrünü feda kılsan
Melekül mevt gelse fırsat koymaz imiş

Bu dünyada padişahım diye göğüs geren
Hem önüne kürsü koyup hayme vuran
Nice yıllar haylu haşem çeri salan
Ecel gelse biri vefa kılmaz imiş

Binlercesine çeri yığan hanlar hani
Bu sözlerin her birisine mana kani
Vefası yok vefasızdır dünya tanı
Gafil insan görüp ibret almaz imiş

Bu dünyada yürük ata biniciler
Harp gününde mübarizlik kılıcılar
Elmas çelik kılıç kuşağı kuşananlar
Ecel gelse bey ve hanı koymaz imiş

Bende nice yaş yaşasa ölmesi var
Gören göze bir gün toprak dolası var
Bu dünyaya sefer kılanın gelmesi var
Ahirete sefer kılanlar gelmez imiş

Dirilikte din nevbetini iyi vur sen
Ahiretin esbabını burada kur sen
Hace Ahmet iman üzre tövbeli ol sen
İman ile varan kullar ölmez imiş

Eklenme Tarihi : 31 Mayıs 2008 13:44 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 259 kez okundu | Kategori : Ahmed Yesevi

Rabb’im yadı ulu yaddır söyler olsam
Ballar gibi tatlı olur dilim benim
Kendim fakir ikrar ettim oldum hakir
Kanat çırpıp uçar kuş gibi gönlüm benim

Türlü ayşım türlü işim dertli başım
Eridi canım gitti aklım aktı yaşım
Günah ile tamamen doldu içim dışım
Niyazsızım açıversin yolumu benim

Gözüm düştü gönlüm uçtu Arş’a aştı
Ömrüm geçti nefsim kaçtı bahrım taştı
Kervan göçtü menzil aştı yorgun düştü
Sır ulaştı nasıl olacak halim benim

Suret burada siret orada kudretinde
Uzun gecede parlak günde gönlüm orada
Geçen gecede olup bende hepsi nerede
Sorsa orada günahkardır dilim benim

İçtim şarap oldum harap aslım turap
Görmeğe geldim yaş dolu gözüm gönlüm serap
Hak’tan hitap gelse kullar görmez azap
Pınar gibi akar gözden yaşım benim

Düşüm uzar burak tozar gitse pazar
Dünya pazar içine girip kullar azar
Başım bizar yaşım sızar kanım tozar
Adım Ahmed Türkistan’dır ilim benim

Eklenme Tarihi : 31 Mayıs 2008 13:43 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 139 kez okundu | Kategori : Ahmed Yesevi

Bugün elimizde Hoca Ahmed Yesevi tarafından yazılmış hiç bir eser mevcut değildir. Ölümümde asırlarca sonra yazılmış muhtelif menakip mecmualarında ona isnad edilen bazı sözler, bir takım olağanüstü menkıbeler, Ahmed Yesevi’nin şahsiyeti hakkında bize tam ve doğru bir fikir verebilmekten çok uzaktır. Mamafi, vereceğimiz malumatın, teferrüat bakımından değilse bile, umumi hatları itibariyle hakikate çok yakın olduğunu söyleyebiliriz.

Ahmed Yesevi, XI. asrın ikinci yarısında, garbi Türkistan’da şimdiki Çimkent şehrinin biraz şarkında Sayram (Asficab) isminde bir kasabasında doğduğu rivayet edilmektedir. İbrahim adlı bir Hoca (Hace)’nın oğlu olan Ahmed Yesevi, yedi yaşında iken, babasını kaybetti ve ablası ile beraber Yesi şehrine giderek, orada yerleşti. Nitekim babası İbrahim’in, ne iş ile uğraştığı ve bilhassa Hoca lakabı kendisine ne için verildiğine dair kaynaklarda her hangi bir bilgiye rastlanmaz.

Ahmed Yesevi, ilk tahsil yıllarını Yesi’de geçirdikten sonra, Maveraünnehr’in büyük islam merkezi olan Buhara’ya geldi. Ahmed Yesevi, Buhara’da, devrin en ileri gelen alim ve mutasvvıflarından nakşbend tarikatinin Hoca (Hace)’sı olan Yusuf Hemedani (M.?-1140)’ye intisap ederek, onun şiddetle nufuzu altında kaldı ve onunla beraber bir çok yerler gezdi. Hocasının büyük teveccühünü kazanarak, onun üçüncü halifesi olan Ahmed Yesevi, ilk iki halifeden sonra, hicret’in 555 (M.1160) senesi Buhara’da Hocanın postuna geçti; fakat bir müddet sonra, Yesi şehrine döndü ve hicret’in 562 (M.1166) senesinde öldü; halen bir çok kimseler tarafından ziyaret edilen türbesinin bulunduğu yere gömüldüğü rivayet edilmektedir.

Ahmed Yesevi’nin, İbrahim adlı bir oğlu olmuş ise de daha babasının hayatında ölmüştür; son zamanlara gelinceye kadar kendilerini Ahmed Yesevi sülalesinden addeden bir çok kimselerin nesebi ise, onun Gevher Şehnaz adlı kızına müntehi olur.

İşaret edilmesi gereken ünemli bir husus da, Anadoluda bir takım kimseler Ahmed Yesevi ailesine mensubiyet iddiasında bulunduklarını biliyoruz. Onların seyidlik hakkındaki fikirleri ve soyunu güstermek bakımından, çok dikkate şayandır.

Nakşbendi tarikatinin Hocası Yusuf Hemedani halifelerinde olan Hoca Ahmed Yesevi, Yesi şehrine döndüğü zaman, propagandasını daha ziyade göçebe ve köylü bozkır türkleri arasında yoğunlaştırınca, ister istemez eski türk kabile an’aneleri ile ve paganizm (putlara tapan) bakiyelerine uyma mecburiyetinde kaldı.

Nakşbendi an’anelerinde bile Ahmed Yesevi’nin zikr meclislerinde kadınlar ile erkeklerin bir arada bulundukları hakkında rivayetler vardır ki, türk göçebe hayatının bir zaruretidir. Yine nakşbendi kaynakları eski yesevi an’anelerinde, sığır kurbanı, muhtelif şekillere girip uçmak, münafıkları hayvan şekline koymak gibi, kısmen türk paganizminden ve kısmen budizimden geldiğini bildiğimiz unsurların mevcudiyetini saklayamamaktadır. Hoca Ahmed Yesevi’nin, bu zikr tarzını kabul etmesinde türk muhitinin kuvvetli tesiri olduğunu, bazı eski müellifler de itiraf etmektedirler.

“Kimi görsem, hizmet kılar, kul olurdum.

Toprak gibi, yollarına yol olurdum.

Aşıklarla yanar, söner, kül olurdum.

Her derde derman olup girdim toprağa…”

Eklenme Tarihi : 24 Mayıs 2008 12:57 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 215 kez okundu | Kategori : Ahmed Yesevi, Erenler