KATEGORİLER

 

Musa Eroğlu Kategorisi

Unutmak kolay mı deme
Unutursun Mihribanım
Oğlun kızın olsun hele
Unutursun Mihribanım

Hayat böyle bu gemide
Eskiler yiter yenide
Beni değil kendini de
Unutursun Mihribanım

Yıllar sineme yaslanır
Hatıraların paslanır
Bu deli gönül uslanır
Unutursun Mihribanım

Zaman erir kelep kelep
Meyve dalda durmuyor hep
Unutturur bir çok sebep
Unutursun Mihribanım

Gün geçer azalır sevgi
Değişir herşeyin rengi
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihribanım

Süt emerdin gündüz gece
Unuttun ya büyüyünce
Bu işte tıpkı öylece
Unutursun Mihribanım

Kaynak : Abdurrahim Karakoç - Musa Eroğlu

Eklenme Tarihi : 1 Haziran 2008 19:44 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 1,707 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

Omuzumda sevda yükü
Yollarda seni aradım
Beste beste türkü türkü
Tellerde seni aradım

Girdim yeşilden sarıya
Sordum ölüye diriye
Çiçegi verdim arıya
Ballarda seni aradım

Bahçem çiçek bağım gazel
Birleşir ebetle ezel
Ayırmadım çirkin güzel
Kullarda seni aradım

Söz: Abdurrahim Karakoç
Müzik: Musa Eroglu

Eklenme Tarihi : 1 Haziran 2008 19:43 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 251 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

Sarı Saçlarına Deli Gönlümü,
Bağlamışım Çözülmüyor Mihriban Mihriban.
Ayrılıktan Zor Belleme Ölümü Ölümü,
Görmeyince Sezilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban.

Yar Deyince Kalem Elden Düşüyor,
Gözlerim Görmüyor Aklim Şaşıyor Şaşıyor.
Lambada Titreyen Alev Üşüyor Üşüyor,
Aşk Kâğıda Yazılmıyor Mihriban Sevdiğim Mihriban.

Tabiplerde İlaç Yoktur Yarama,
Aşk Deyince Ötesini Arama Arama.
Her Nesnenin Bir Bitimi Var Ama Var Ama.
Aşka Hudut Çizilmiyor Mihriban Sevdiğim Mihriban.

Söz:Abdurrahim Karakoç
Müzik:Musa Eroğlu

Eklenme Tarihi : 1 Haziran 2008 19:42 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 208 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

Bana Ne Yazdan Bahardan
Bana Ne Borandan Kardan
Aşağıdan Yukarıdan
Yolur Sonu Görünüyor

Geçtim Dünya Üzerinden
Ömür Bir Nefes Derinden
Bak Feleğin Çemberinden
Yolun Sonu Görünüyor

Azrailin Gelir Kendi
Ne Ağa Der Ne Efendi
Sayılı Günler Tükendi
Yolun Sonu Görünüyor

Bu Dünyanın Direği Yok
Merhameti Yüreği Yok
Kılavuzun Gereği Yok
Yolun Sonu Görünüyor

Eklenme Tarihi : 1 Haziran 2008 19:41 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 142 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

Telli Turnam Selam Götür
Sevdiğimin Diyarına
Üzülmesin Ağlamasın
Belki Gelirim Yanına,Cananıma

Hasret Kimseye Kalmasın
Sevdalılar Ayrılmasın Ayrılmasın
Ben Yandım Eller Yanmasın
Sevdanın Aşkın Narına ,Cananına

Gönüle Hasret Yazıldı
Sevgiye Mezar Kazıldı
İki Damla Yaş Süzüldü
Gözlerinin Pınarından, Pınarından,

Eklenme Tarihi : 1 Haziran 2008 19:40 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 169 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

İpek mendil dane dane
Yudular serdiler güne
Ana celali yudular
Baş ucunda döne döne (celal oy oy)

Evlerinin önü yonca
Yonca kalkmış dam boyunca
Bu yoncayı kim biçecek
Celal oğlan olmayınca (celal oy oy)

Evlerinin önü kare
Selam söylen celal yare
Nişanlısın eller almış
Bulunmaz mı buna çare (celal oy oy)

Eklenme Tarihi : 22 Mayıs 2008 20:27 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 233 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

Dağlar dağımdır benim
Gam ortağımdır benim
Söyletme çok ağlarım
Yaman çağımdır benim

Oy dağlar dağlar dağlar
Başı dumanlı dağlar
Göğsü çemenli dağlar
Yol verin yarim gele
Dinsiz imansız dağlar

Şu dağlar kömürdendir
Geçen gün ömürdendir
Feleğin bir kuşu var
Tırnağı demirdendir

Eklenme Tarihi : 22 Mayıs 2008 20:26 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 246 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

1946 yılında İçel’in Mut Kazası’nda doğmuşum. Ortaöğrenimimi Mut’ta tamamladım. Mut’ta eğitmenler çoktu, o zamanlar. 1953′lerde, 2500 nüfuslu bir ilçeydi, Mut. Bizim köy Kumaçkuru Köyü. 1870′lerde Malatya’dan Adana’ya gelenlerin, Cumhuriyet öncesi siyasal yapının verdiği bir görüntünün yansımaları olan uçbeyliklerin teşekkülüyle oluşmuş bir yerleşim vardı. Hatta bizimkiler sanki burada beylerin olması gibi bir durum varmışçasına, buralara “üçbeylik, üçbeyler” derlerdi. Bu yerleşim alanından bizim köye sekiz km. bir mesafe vardır. O zamanlar davar güderek aileme katkıda bulunuyordum. O tarihlerde cumartesi öğlene kadar okullar açıktı. Bir pazarımız vardı. Pazartesi günleri davar güdüyordum. İki gün çalıştığımda, on kuruş para alıyordum. Ortaokullarda hocalarımız yöresel unsurlara, folklora, oyunlara çok önem veriyorlardı. Ortaokuldayken bir müsamerede bana “Karacaoğlan”ı oynatmışlardı.

Saz çalıyordum. Saz çalma babadan-dededen kalma gelenekti, aslında. Bunu öğrenmek adeta zorunluluktu. Esasında bizim köyün dışında, Mut’tun diğer köylerinde saz çalmak-türkü söylemek pek yoktu. Yörede “Karacaoğlan”la ilgili geleneği, şenliği sürdüren bir köydü, bizimkisi. Çevrede davul-zurna dışında müzikal pek bir renklilik yoktu. O yüzden bizim köy biraz da dışlanmıştı, çevre köylerce. O Karacaoğlan şenliğindeki rolüm, beni çok etkiledi ve böyle sürüp gitti. Sürekli çalışarak, kendimi geliştirerek sanatımı bugünlere getirdim. Bu sanat ve her sanat için bir ömür yetmez aslında. Bir altyapı zaruri, okul zaruri tabii eğitim temel zaruriyet. Mut’ta bir folklor gurubu oluşturuldu. Ben orada görev aldım. O Karacaoğlan oyununun, beni peşinden sürükleyen o oyunun peşinden gittim hep.

Gezebildiğim bölgelerde, Trakya hariç, Anadolu’nun birçok köyüne ulaştım. Sadece Çorum’da 340 köy gezdim. Anadolu’da gördüğüm şu; yaşamların inançların yüzde doksanı ortak. Gelenek ve görenekleri ortak. Yani ortak bir kültürleri var. Anadolu’daki kültür zamanla bir mozaiğe dönüşmüş. Biz kendi gelenek ve göreneklerimizi “şehirli kalıbı” içine oturtmaya çalışmışız. Şehirle özdeşleştirmeye çalışmışız. Halbuki, çok uzunca bir evrim bu. Belki göçebe yaşamı şehirli için garip gelebilir; ama şehirlinin büyük kısmı huzursuzdur, yaşamından. Kırsal alandan şehre göçte, yozlaşma yaşamış. Alt yapıya uyum yok. Sorunlar çok. Dil mesela, hiçbir zaman köydeki, obadaki, yayladaki insan şehirdekiler gibi konuşamaz. Konuşması da beklenemez. Benim için bile bu böyledir. Şehir bambaşka, şehircilik bambaşka bir şeydir. Bu taşınmayla gelen insanlar, korunmuyor. Kurban Bayramı’nda apartmanda kurban kesen insanının çaresizliğini düşünün. Halbuki o insan köydeyken, bunu çok doğal ve rahat yapıyordu. O kültür şehre taşınmamış demek ki. Kültürel öğeler budanmaya başladığı zaman, o güzel türkülerle yoğrulan insanların ileriye doğru bakışları da törpülenmiştir. Bu yüzden boşluktadır. Köyde doğmuş, büyümüş, olan biri olarak, her sene köyümü ziyaret ederim. Bu bir hasrettir. Bunu hiç ihmal etmedim. Şimdi köyle şehir, şehirli ve köy kökenliler arasında bir kopukluk var. Keşke bu kopukluk giderilebilse. Böyle bir toplumda müzikle, gelenekle, türkü de törpülenir.

Anadolu’daki müzik formu incelenirse, Ege Bölgesi’nde geniş bir müzik formu olduğu görürüz. Mesela o zeybeklerdeki incelikler, etimolojik yapıdaki güzellik, estetik ne kadar hoş. Sözler çok az, müzik daha fazla. İç Anadolu’da sözler daha fazla, müzik daha az. Ege ve Karadeniz: Ege’de, ihtiyaçtan dolayı (sosyolojik nedenlerden taassuptan filan kaynaklanan) müzikli renklilik çeşitlilik var. Bunu çalıyor. Daha evvel ne yapıyor? Boğaz havası dediğimiz bir şey var. İlk önce havasıyla yüksek perdeden ihtiyaçlarını seslendiriyor. Bu ihtiyaç, bir alt yapıdan doğuyor. 30-40 bin kişilik konserler yapılıyordu, Ege’de. Müziklerin bu kadar çeşitli olmasının Grek Kültürü’yle mutlaka bir ilgisi var. Rodos’tan, Girit’ten derlenen türkülere baktığımız zaman, sadece sözleri farklı. Yunanca söylüyor, biz burada onun Türkçesi’ni söylüyoruz. Bu müzik, bu halkın alt yapısının rafineliğinin yansımasıdır. Doğu Anadolu’da ise, iki veya üç dört sesten oluşuyor melodiler. İç Anadolu’da da daha az. Karadeniz’de geçmişteki Pontusların torunları vardır. Ama bir kemençenin çalımı, hiç de küçümsenecek bir şey değil. Tüm Anadolu’nun incelenmesi gerekiyor yani teker teker.

1965′teki iki tane 45′lik yaptım. Dinsel motifli şeyler okumuştum. O günden bugüne 1979′de bir uzunçalar yaptım. 15 tane kaset yaptım. 45′likleri sayamıyorum. Daha fazla. Ayrıca sanatçı kardeşlerimle yaptığım ortak çalışmalar da oldu. 8 kaset var. “Muhabbet” adını vermiştik adına. En son Arif Sağ’la resital şeklinde yapmıştık. Bir de en son UNESCO için bir çalışma yaptım. UNESCO’dan Henri le’Comte isimli bir Asya müzikleri araştırmacısı, sürekli gezilerle, incelemelerle müzik çalışmaları yapıyor. Bütün Türki Cumhuriyetler’inde çalınan müzik araçlarının çoğunun CD’lerini yapmış, kayıtları kendisi yapıyor. Benimle de bağlantıya geçti ve benimle de CD çalışması yaptı. 1980′li yıllardan itibaren müzik yönetmenliklerim var. Birçok müzisyenin yetişmesinde katkılarım vardır. Anadolu’daki semahların kaybolmaması için, “Bin Yıllık Yürüyüş” isimli 90 dakikalık 2 CD semahları yaptım. Ticari amaçlı değildir bu. İleriye kalabilmesi için kaybolmasın diye. Bunu halk kültürüne bir katkı olarak görüyorum. Bunları yaşama geçirmek için, 1980′den(1983) sonra insanlara bağlama felsefesini öğretmek için de bir dershane açtım.

Büyük usta Musa Eroğlu’nun halk müziğinde kaynak kişi, derlemeci ve besteci olarak eserleri mevcuttur bunlardan bazıları:

Kaynaklık ettiği türküler
Bir kere uğradım hakkın cemine, Bulut bulut üstüne, Ceviz arasında vardır evimiz, Geyinmiş kuşanmış yayladan gelir, Kullar olam seni doğuran anaya, Şu dağların yükseğine erseler, Şu yüce dağların karı eridi, Yatamadım gasavetten meraktan…

Derlediği türküler
Emirdağı Birbirine Ulalı, Dost Bağının Meyvaları Erişti…
Bestelediği türküler
Gönlümüze Yar Düşünce, Hey Erenler Pazarım Var, Mihriban, Telli turnam, Yol ver dağlar…

Eklenme Tarihi : 12 Ocak 2008 17:49 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 650 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu, Ozanlar

Neşet ERTAŞ

ZARA

Eklenme Tarihi : 18 Ekim 2007 10:56 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 433 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu, Zara

Eklenme Tarihi : 12 Ekim 2007 22:33 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 391 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

Eklenme Tarihi : 14 Ağustos 2007 22:54 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 392 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

Eklenme Tarihi : 14 Ağustos 2007 22:51 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 420 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

Telli turnam selam götür
Sevdigimin diyarına
Üzülmesin aglamasın
Belki gelirim yanına can aglama

Hasret kimseye kalmasın
Sevdalılar ayrılmasın
ayrılmasın ayrılmasın
Ben yandım eller yanmasın
Sevdanın Askın narına can aglama

Gönüle hasret yazıldı
Sevgiye mezar kazıldı
İki damla yas süzüldü
Gözlerimin pınarına pınarına

Eklenme Tarihi : 12 Ağustos 2007 19:15 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 397 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu

Eklenme Tarihi : 12 Ağustos 2007 19:13 | Yazar : Muharrem Zeren | Yorum (0) yapıldı Toplam : 478 kez okundu | Kategori : Musa Eroğlu